Aracımı park ettikten sonra yavaş adımlarla iş yerime doğru yürüdüm. Umut’u düşünüyordum. Farklı bir arkadaştı. Onunla çok sonraları tanışmıştım. Eskiden çok farklı biri olduğunu söylerlerdi fakat bana hiç inandırıcı gelmezdi. Sanki doğduğundan beri sessiz, içine kapanık ve kimselere zararı dokunmayacak bir adamdı. Dediklerine göre üniversitenin ilk yıllarında kimseye güvenmeyen, hayatı tek bir doğru üzerinden tanımlayan ve kazanmaktan başka düşüncesi olmayan bir adammış. Sonra nasıl olmuş, ne değişmiş pek bilinmiyor ama bir ara uzunca bir yolculuğa çıkmış ve ondan sonra değişmiş. Yolculuk, sanırım sadece bedenlerimizi bir yerden başka bir yere taşımak değil de ruhumuza farklı bir bakış açısı kazandırmak, kalbimize bir feraset katmak ve hayallerimize ulaşmakmış. Bu çıkarımı Umut’un hikayesini dinlediğim zaman yapabiliyorum.

“Günaydın abi, nasılsınız?”

“İyiyim Faruk, sen nasılsın?”

“Teşekkür ederim. Özer Bey odanızda bekliyor.”

“Tamam, teşekkür ederim, Özer Bey ile görüştükten sonra birlikte bir toplantı yapalım.”

“Tamam abi. Kimleri çağırayım?”

“Topla bizim çocukların hepsini. Elimizde ne işler var bir bakalım.”

Odaya girdiğimde Özer Bey cam tarafındaki koltuğa oturmuş gazete okuyarak beni bekliyordu. Girdiğimi görünce, “Çay söyle hemen çay,” diyerek elindeki gazeteyi katlayıp kenara kaldırdı.

“Hemen abi, hayırdır bu sabah seni çok aceleci gördüm.”

“Hocam zaman su gibi akıyor maşallah. Hiçbir işimi yetiştiremiyorum. Bırak yetiştirmeyi üzerine kafa yoracak vakit dahi bulamıyorum. Ne, ne zaman, nerde oluyor anlayamıyorum. Bu kadar hızlı yaşarken hayatın içinde durup iki saniye nefes alacak zaman bulmak istiyorum.”

“Abi sakin ol, modern hayatın sana sunduğu imkânlara karşı senden aldığı şeylerde olacak mutlaka. Önemli olan aradaki dengeyi nasıl sağladığın?”

“Denge mi? Hangi dengeden bahsediyorsun sen?”

“Hayat dengesi; iş, ev, özel yaşam, bireysel yaşam…”

“Güldürme beni dostum. Günümüzde hangi iş var ki senin bütün zamanına sahip olmak istemesin? İş dediğin şey zaten başlı başına zamanına sahip olmak demek değil mi? Patronlar sana para veriyorlar, karşılığında senden zamanını satın alıyorlar. Fakat hiç adil bir alış veriş olmuyor bu, az para çok zaman, daha fazla zaman, hep zaman. Teknolojinin gelişimi hep patronlar yönünde faydalı oluyor. Akıllı telefonlar ile artık her anımızda her yerdeler. Mailller, mesajlaşmalar ve raporlamalar. Görememe gibi bir lüksümüz yok.”

“Çayını soğutma abi, hadi. Artık dünya değişti. Beklentiler, talepler, fırsatlar eskisi gibi değil. Kurumların çalışma şekilleri dahi değişti fakat bunların hiçbiri insan olgusu üzerine değil de makineleşme üzerine oldu. Teknoloji evet hayatımızı birçok alanda kolaylaştırdı ama kolaylaştırdığı kadar da karmaşık bir hale getirdi. Beklentilerin artması ile birlikte zaman yönetimi konusunda sorun yaşar hale geldik.”

“Ben sabah yedide başlıyorum güne. Gece geç vakitlere kadar çalışıyorum. Sonra dönüp ardıma bakıyorum. Hiç. Ne yaptığımı ben dahi bilmiyorum.”

“Aynı sorun hepimizin başında var abi. Güne nasıl başlıyoruz, ne zaman bitiyor fark edemiyoruz.”

“Bak kahvaltımızı dahi ayaküstü yapar olduk.”

“Poğaçalar çok güzelmiş abi bu arada, nereden aldın?”

“Ya bizim bir pastacı var, Muhittin, o kadar temiz ve güzel ki bağımlılık yapıyor. Genç bir arkadaş, kendi yapıyor, bizim buralara yakın, götüreyim bir ara seni.”

“Olur abi, fırsat bulabilirsek.”

“Doğru dedin, fırsat bulabilirsek. Zaman hızlı geçiyor. Nisan ayı geldi çattı. Önümüzde referandum var. Referandum sonrası hızlı bir hareketlenme olur. Bir karmaşa, koşuşturmaca başlar.”

“Ne düşünüyorsun abi?”

“Valla ekonomi uzun süredir durgun. Referanduma kitlenmiş durumdayız. Rakamlarda dinginlik var. Fakat bu hayra alamet değil. Bir artış gözlemlememiz gerekiyordu bu aylarda. Referandum dolayısı ile bu artışı gözlemleyemedik. Tabii bir de biliyorsun, istihdam seferberliği konusu var. Herkes bir beklenti içinde…”

“Ah evet, birde o konunun iletişimini doğru kurgulamak var.”

“Başımıza ne geldiyse siz iletişimciler yüzünden geldi.”

“Yapma abi, bizim suçumuz günahımız ne?”

“İletişim adı altında her öğeye farklı bir bakış açısı kazandırmaya çalışıyorsunuz. Sonra kimse olduğu gibi değil de farklı bir konumlandırma içine giriyor.”

“Hayır abi, iletişim düşündüğün gibi değil.”

“Ama öyle olmasa rakamlar üzerinde bu kadar uzun süre durur muyduk? İletişimde kullanılacak diye rakamları kesip biçiyoruz. Gerçekçi olmayan planlamaları sırf iletişim doğru bir şekilde kullansın diye şişiriyoruz.”

“Biz şişmiş rakamları istemiyoruz abi, siz işinizin o şekilde görünmesini istediğiniz için bize öyle rakamlar veriyorsunuz, biz de o rakamlar üzerinden iletişim kuruyoruz.”

“Kim suçlu?”

“Sence?”

“Neyse, bu kadar geyik yeter işimize dönelim. Referandumdan sonra bu tablolardaki veriler doğrultusunda bir planlama yapmamız gerekiyor. Son birkaç aydır Yönetim Kurulu çok sessiz. Referandum onların planlamalarında da etkili oluyor.”

“Hangimizin planlamalarında olmuyor ki?”

“Peki ne olacak sonra?”

“Ne olacak, hayat devam edecek.”

“Bizim toplumsal olarak bir düşünce sistemimiz var. Anlık olayları çok önemsiyor ve uzun süre onun etkisi ile yaşıyoruz. Ardından zamanı geçince ise kimse bir şey hatırlamıyor.”

“Referandum da öyle bir şey mi sana göre?”

“Elbette değil ama gereğinden fazla anlam da yüklememek gerekiyor. Sonuç itibari ile bir referandum ve o günün ertesinde yaşamaya bir şekilde devam edeceğiz.”

“Ben verdiğin bu tabloları inceleyeceğim abi, sana gün içinde bir çalışma sunmuş oluruz.”

“Teşekkür ederim kardeşim, haftaya hızlı bir başlangıç yaptık.”

“Sadece haftaya değil ayında ilk çalışma gününe hızlı bir başlangıç yapmış olduk.”

“Doğru söylüyorsun. Neyse, ben kaçtım. Zamanı iyi değerlendirmek gerekli. Daha bizim çocuklarla toplantılar yapacağım.”

“Bende aynı şekilde, ne var ne yok bir bakmamız gerek.”

Özer Bey odamdan ayrıldıktan sonra derin bir nefes aldım. Kollarımı iki yana sarkıtıp kafamı geriye doğru attım. Ne yapıyorum ben? Burada ne işim var?

Birazdan bizim çocuklar gelir ve hayat devam eder.

 

Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir