Öyle bir an çıkmıştı ki karşıma, gözlerim uzaklarda bir noktaya takılı kalırken etrafımdaki sesleri duyamaz olmuştum. Bağrışlar, haykırışlar, titremeler… Eğer bu hayatın bir anlamı ve bu anlamın bir değeri varsa hepsi kaybolmuştu. Kaybolmuştum. Hayır hayır, bu kaybolmak değildi, bu kaybolduğumu fark etmemdi.

Bazen kabullenmek ne kadar zor geliyor insana! Gerçek apaçık ortada olsa da bir yerlerde gizli kalmış bir düş görmek istiyor insan.

Kimse bakmasın yüzüme, anlıyormuş gibi davranmasın, acılarımı paylaştığını hissettirmeye çalışmasın. Çünkü bu acı paylaşılmaz, bu acı anlatılmaz, bu acı hissedilmez.

Bu acı ile kendimi suçluyorum. Çünkü suçlu benim. Kaybettim.

*

Aslında yeni yılın ilk aylarında, bahar ve devamında gelen yaz ile birlikte hayatımı etkileyecek değişimlerin bu kadar hızlı olabileceğini bir an düşünmüştüm. Düşünmeme neden olan şey ise bir gece kan ter içinde kalarak uyanmama yol açan bir kâbustu. Zifiri bir karanlıktı. Gözlerim açık mı kapalı mı fark edemiyordum. Kendimi korumaya, karanlıkta yolumu bulmaya çalışıyordum. Ellerimle etrafımdaki nesnelere dokunarak kendimi güvene alabilmeye ve gittikçe hızlanan nefes alışlarımı kontrol altında tutabilmeye çabalıyordum. Fakat başaramıyordum. Tehlikenin yanı başımda olduğunun farkındaydım. Sanki kapkaranlık bir top sahasının ortasında idim ve çaresizdim. Sonra o top sahsının tribünlerinin dolu olduğunu hissettim ve sesler yükselmeye başladı. Sonra tıpkı canın bedeni terk edişi gibi kendimi uzaktan seyrettim. Biraz önce kapkaranlık bir boşlukta ellerimle yönümü bulmaya çalışırken şuanda tribünlerdeki insanlarında üstünde tüm manzaraya şahit oluyordum ve biraz önce hissettiğin duygu ile şimdiki arasında devasa bir farklılık vardı. Çünkü şu anda büyük fotoğrafı görüyordum; ortada elleri ile boşlukta garip hareketler yapmaya çalışan tabiri caiz ise bir meczup vardı ve tribünlerdeki insanlar bu meczubun hareketlerine gülüyorlar, alkış tutuyorlar ve bağırıyorlardı. Ne yapacağımı bilemedim. Çünkü ortadaki adam benim ve karanlıkta yönümü bulmaya çalışıyorum. Etrafımdan duyduğum sesler korkmama sebep oluyor. Korktukça daha da ürkek davranıyorum ve bu ürkeklikle bedenim tıpkı bir ceylanın ki gibi titreşiyor.

Kaç dakika bu halde kaldığımı bilmiyorum. Sonra birden tekrar karanlıklar içindeki bedenime kavuştum. Gördüklerimi düşünerek ellerimi ve kollarımı hareket ettirmeyi bıraktım. Olduğum erde öylece bekledim. Tribünlerden yükselen sesler kesildi. Seslerin kesilmesi ile karanlığın içinde kocaman bir boşluk oluştu. Aslında biraz önce tüm manzaraya şahit olmuştum ve gürültünün kaynağını görmüştüm. Fakat sessizlik bedenimi ürpertiyordu. Kulaklarımın içinde ‘dan dan dan’ diye çarpan bir ses vardı. Sonra birden uyanıverdim. Yatağımda sırılsıklam ve şaşkındım. Ellerimi yüzüme götüremedim. Hemen uzanıp perdeyi açmak ve gökyüzüne bakmak istedim ama koktum, yapamadım. Yatağın içinde ne yapacağımı bilmeden oturmaya başladım. Kalbim bir güvercin gibi çırpınıyordu fakat uçamıyordu. Çünkü bir kanadı kırılmak üzereydi.

Sonra sabah oldu ve rutin hayatıma devam ettim. Sonra zaman geçti, yaşadık, unuttuk, güldük, ağladık. Bir şeyler yazmaya çalıştım, daraldım, bunaldım ve bugüne geldim.

Bir yazar hayatı boyunca hatalar yapmaya çok elverişli bir karakterdir. Zaten yazar olmayı tercih etmek başlı başına bir hatadır. Hoş bunun bir tercih olup olmadığı konusunda da emin değilim. Fakat aslolan hatalar silsilesi sonucunda yazarın kendini bulması ve zor olanı yaşanılır gösterme çabasıdır. Melankoli bir ilaç değildir belki ama yazarlar için hayatın toz pembe olmadığını görememek tedavi için gerekli şartları oluşturur.

Bir insan hangi akla hizmet yazmaya cesaret eder?

Bu işe çok kafa yordum ve sonucunda hiçbir sonuca ulaşamadım. Dünyanın dört bir yanında kuşaklar boyunca ilgiyle okunan bir kitabın yazarı olmak ne kadar acınası bir durumdur. Çünkü okuyabilmekten mahrum kalıyorsunuz. Bırakın okuyabilmeyi, insanlarla aynı yüklem altında bir arada dahi bulunamıyorsunuz. Ne acı!

Dediğim gibi her şey o kâbusu gördüğüm gecenin öncesi ve sonrası diye şekillendi benim için. Düşüncelerimde var olan ve kalbimdeki seslere göre şekil vermeye çalıştığım tüm kurgularımı bir kenara iterek dilimin ucuna kadar gelen fakat bir türlü söyleyemediğim cümleleri aktarabilmek için yazmaya başladım. Bunu yaparken başıma ne denli zor bir iş açtığımın ya da her şeyi apaçık yazıp yazamayacağımın farkındaydım. Fakat yapmak zorundayım, çünkü bu yaz hayatımın değiştiği ve eksik kaldığım bir yaz oldu.

Belki gizli kalmalı ve unutulmalı. Belki farklı kalplerde farklı izler bırakmalı. Belki zihinlerde farklı hatırlanmalı. Fakat tüm bunların ötesinde benim için bir hesaplaşmaydı bu. Kendimden sakladığım, sakındığım ve anı gelince ortaya saçılıveren bir hesaplaşma.

Birimiz suçluyduk. Fakat şimdi, ikimizde mahsunduk…

 

Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir