Fatih Camii’nin avlusunda kedilerin kendilerine yuva edindiği bir kapı var. O kapıdan avluya girdiğinizde tüm ihtişamı ile Fatih Camii sizleri karşılar. O kapıdan geçtikten sonra sanki bir anda dış dünyanın kalabalığından, kargaşasından kurtulmuş gibi hissedersiniz kendinizi. Hangi yöne yürüyeceğinizi bilemezsiniz. Çocuklar etrafta koşturur. Kuşlar ötüşür.

Camii sağınıza alarak Çarşamba tarafına doğru yürüyün ve Malta Pazarı’na açılan kapıya gelin. O kapıdan çıkıp yirmi adım kadar yürüdüğünüzde karşınıza harabeye dönmüş Şekerci Han çıkacaktır.

            Bir zamanlar gelip gidenin eksik olmadığı, ilim adamlarının ilim konuştukları, şairlerin toplanıp şiirler okuduğu, edebiyat sohbetlerinin yapıldığı, musiki ustalarının fasıllar geçtiği, çay, kahve ve nargilelerin muhabbeti tatlandırdığı, hakkında filmler çekilip romanlar yazılabilecek kadar bin bir çeşit hikâyeyi koynunda saklayan, ilim ve irfan merkezi, meşhur Şekerci Han karşınızda. Fakat harabeye dönmüş.

Mehmet Akif’ten Neyzen Tevfik’e, Eşref Edip’ten Bedîüzzaman’a kadar birçok önemli şahsiyetin yolunun geçtiği, konakladığı Şekerci Han, yıllar içinde yolgeçen hanına dönmüş ve bakımsızlıktan yıkılmak üzere.

Hanın önünde birkaç dakika dikildikten sonra hemen alt tarafındaki çayevine gittim ve kapı önündeki, Şekerci Han’ı tam olarak gören bir yere oturdum. Gözlerimi ayırmadan bu hana baktım.

Elbette bu hanı ziyaret etmemin bir sebebi var.

“Burada her müşkül halledilir, her suale cevap verilir; fakat sual sorulmaz.”

İşte Bediûzzaman İstanbul’a geldiğinde o zamanın meşhur mekânlarından olan Şekerci Han kalmış. Odasının kapısın yukarıdaki yazının olduğu bir levha asmış.

Ben cayımı yudumlarken yanıma elinde bastonu ile yaşlı bir dede yaklaştı.

Bir tabure çektim ve O da yanıma oturdu.

“Seni izliyorum, Şekerci Han’a bakıyorsun, sen bu hanın nasıl yapıldığını biliyor musunuz?” diye sordu.

“Hayır” dedim.

“Anlatayım mı?”

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un dördüncü tepesine kendi ismiyle anılacak bir cami yapılmasını ferman buyurmuş. Anadolu’nun çeşitli yerlerinden getirilen işçilerle birlikte cami inşasına başlanmış. Fatih Sultan Mehmet, cami inşaatını gezmek için buraya gelmiş ve çalışmaları takip etmiş. Padişahın dikkatini bir şey çekmiş; işçilerden biri sırtına taş alıp iskeleden yukarı çıkarıyor fakat taşı yerine koymadan tekrar aşağı iniyormuş. İşçinin hep aynı şeyi yaptığını fark eden padişah onu yanına çağırmış ve neden bu şekilde davrandığını sormuş. İşçi de, sabah işe geç kalmamak için yıkanıp abdest almadan evden çıkmak zorunda kaldığını, abdestsiz olarak Allah’ın evine bir taş koymaya vicdanının elvermediğini, bu yüzden böyle yaptığını söylemiş.

İşçinin bu hassasiyetine hayran kalan genç padişah, hemen emir vermiş ve caminin hemen yanı başına işçilerin konaklayıp her türlü ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri bir han yaptırmış.

İşte şuanda yanıbaşında oturduğumuz o Han Şekerci Hanı.

Şekerci Han’ın önce namını duyup sonra da misafiri olan önemli isimlerinden biri de Neyzen Tevfik’tir. Çok içki içtiği zamanlardan birinde Mehmet Akif onu burada bir odaya yerleştirmiştir. Neyzen Tevfik, içkiye tövbe edip ibadete başlamayı düşünmüş ama yapamayacağını anlayınca da şöyle bir dize söylemiş.

“Senin aşkınla gönlüm süt limanlık yâ Resûlullah,

Kalın geldi fakîre Müslümanlık yâ Resûlullah!..”

 

Akif de Şekerci Han’ın daimi misafirlerindenmiş. Her gün gidiyor, bu handa kalan Neyzen Tevfik’ten ney dersi alıyor, karşılığında ona Arapça, Farsça ve Fransızca öğretiyormuş. Hattâ Neyzen Tevfik, Lâleli Çukurçeşme’deki Ali Bey Hanı’na taşınınca, her sabah Fâtih Sarıgüzel’deki evinden, hiç üşenmeden Çukurçeşme’ye kadar gitmiş, ney dersine devâm etmiş. Çok titiz olan Akif’in, çok pasaklı olan Tevfik’ten ders alması tam bir tezat gibi görünüyor. Hattâ bir ara Akif, Neyzen Tevfik’in Ali Bey Hanı’ndaki odasında yemek yerken, Neyzen’in verdiği elbezine istihzâ ile şöyle teşekkür etmişti: “İstemem. Üstüm kirlenir”

 

Heyhât, söndü şevkim, şevkimle ben de söndüm

Hanlarda sürte sürte âşık garibe döndüm.

 

ŞEKERCİ HAN YOK OLUYOR, UYANIN!

 

 

0 Yorumlar

  1. Kaleminize sağlık. Bu yazınızı dergide okudum. Okuduktan sonra internette Şekerci Han için bir arama yaptım ve ilk sayfada 2012 ocakta Yeni Safakta yayınlanmış bir yazı çıktı. “Sekerci Han Yol Geçen Hanına Döndü!” Başlıklı Mahmut Sami Şimşek’e ait bir yazı. Ne yazık ki sizin bu yazınız, o yazı ile ortak cümleler içeriyor ve bu beni üzdü. Lütfen intihal konusuna dikkat edin.

    • Merhaba, evet İntihal konusuna dikkat etmek gerekiyor. Fakat internet ortamlarında yazıların korunması çok kolay olmuyor.


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir