Yol hali dedikleri bir kavram var. Yolcu mahzundur. Yolcu misafirdir. Yolcu dosttur. Yolcu hayalperesttir.

Seyahat eden insan ardında anılarını bırakırken bedenini ve kalbini yeni hikâyelerin bilinmezliğine sürükler. Bir sonraki durakta daha önce hiç görmediği bir manzara ile karşı karşıya kalabilir veya adı sanı duyulmamış bir sokakta hayatını değiştirebilecek kişiyle tanışabilir. Bu bilinmezliktir çekici olan, heves edilen.

Yolculuklarda beden olarak olgunlaştığımı hissediyorum.  Attığım her adımda ruhum ferahlıyor, ufkum genişliyor, kalbime bir dinginlik geliyor. Zihnimi kurcalayan düşüncelerin yerini keşfetme, öğrenme ve meraklanma alıyor.

Ben sanırım yol halimi seviyorum.

*

Ender ile Bulgaristan’dan sonra yönümüzü Üsküp’e çevirdik. Neden, niçin veya niye diye sormuyoruz kendimize. O anki ruh halimiz, gönlümüzden geçenler ve hislerimizle aklımıza gelen ilk fikrin yolunu tutuyoruz.

Üsküp ilk planlamamızda yoktu belki ama Sofya’dan sonra mutlaka görmemiz gerektiğini ve yolculuğumuza anlam katacağını düşündük. Çünkü bu şehirlerde bizden parçalar saklı…

Her şehirde farklı bir hikâye karşılıyor bizi. Yeni şeyler öğreniyoruz. İnsanlarla tanışıyoruz. Dilimize yeni kelimeler ekleniyor.

Sofya sokaklarında yürürken keşfettiğimiz bir şey oldu.

“Gezgin,” dedi Ender, “Düşünsene, bu sokaklarda atalarımız yaşamış. Buralar bizim yurdumuzdu.”

“Baktığım her yönde kültürümden bir parça görüyorum sanki. Sanki yabancı bir ülkede değil de Anadolu’nun bir şehrinde dolaşıyor gibiyim.”

“Balkanları gezmek, tanımak ve anlamak gerekiyor.”

“Balkanlarda medeniyetimizin ayak izlerini aramamız gerekiyor.”

İşte böyle karar verdik Üsküp’e gitmeye ve bir sabah güneşi arkamıza alarak Üsküp’e giriş yaptık.

“Gezgin biliyor musun?” Kuzey Makedonya’dayız.”

“Kuzey Makedonya? Güney Makedonya’da var mı?”

Evet, Güney Makedonya resmi olmasa da bölgesel olarak var. Yunanistan’ın üst kısımları geçmişten günümüze “Macedonia” olarak biliniyor.

*

Üsküp’ü anlatmaya başlamak için kendimi şöyle bi toparlamam gerekiyor. Vardar nehrinin kıyısında, yolların kesiştiği noktada tarihi bir şehir. İlk bakışta göze hoş gelen sokaklar karşılamıyor insanı, binalarında gizemli bir mimari iz yok, fakat attığınız her adımda değişik bir hava ve efsunlu bir mutluluk sarıyor ve neşeleniyorsun.

“Gezgin Dikkat ettin mi?”

“Evet, sanki dört bir yanımız heykeller tarafından sarılmış gibi.”

“Şu sabah konuştuğumuz adam ne demişti; her tarafı doldurdular bu heykeller ile biz burada yoksullukla mücadele ederken onlar paraları bu heykellere yatırıyor.”

“Belki de izleri silmek için,” dedim. Çünkü Üsküp 1392 yılından itibaren 500 yıldan fazla bir süre Osmanlı hakimiyetinde kalmış ve şehrin dört bir yanı han, hamam, cami ve köprü gibi bizim kültürümüzden eserlerle dolu.

Tabi birde Yunanistan ile yaşadıkları “Büyük İskender’i sahiplenme sorunu var.

Gezilecek yerlerin başında tereddüt etmeden Üsküp Kalesi geliyor. Kalenin yakınlarında medeniyetimizin eserlerinden Taş Köprü, Mustafa Paşa Camii, Davut Paşa Hamamı ve Kapan Han gibi yerler var.

Tabi bunların yanında Makedonya Meydanı, Türk Çarşısı ve diğer yeri de mutlaka görmek gerekiyor.

Gezilecek yerleri kitaba saklıyorum.  

Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir