0000000452205-1

“Ben Devrimci değilim. Ben deneyimsiz bir adamım. Böyle şeylerden anlamam ki. Ben tamirciyim. Kırılan ne varsa tamir ederim – yürek dışında.” (Bernard Malamud)

Yıllar önce ülkemizde “Kiev’deki Adam” ismi ile yayınlanan ve Pulitzer Ödülü, Amerikan Ulusal Kitap Ödülü gibi önemli edebiyat ödüllerine sahip olmasına karşın, nedenini tahmin edemediğim bir sebepten dolayı ülkemizde gerekli ilgiyi görmeyen,  az sayıda basıldıktan sonra bir daha baskı tekrarı yapmayan ve zar zor bulunabilen,  Bernard Malamud’un, dünya edebiyatında önemli bir yere sahip olan kitabı, geçtiğimiz günlerde Kafka yayınları tarafından bu defa orjinal isminin doğrudan çevirisiyle “Tamirci” adı ile yeniden basıldı.

Kitabın güzel kapak tasarımı ve elinize aldığınızda hissettirdiği hoş dokunma hissi  övgüye değer. Kafka Yayınları gerçekten mizanpaj ve tasarım olarak iyi bir iş çıkarmış. Bir okur olarak bu şekilde özenle hazırlanmış kitapları elime aldığımda mutlu oluyorum, güzel tasarım kitapları daha da okunası kılıyor.  Kitabın arka kapağındaki  tanıtım yazıları ilginizi çekiyor.

“Malamud’un olağanüstü yeteneklerinden biri daima, gerçek dünyayı bir seviye yukarı çıkarıp metafizik fantezi alemine dahil eddebilmesi olmuştur. Diğeri ise yaşamı, yaşamları ciddiye almak.” (Malcolm Bradbury)

Bernard Malamud Amerika’nın en bilinen Yahudi asıllı yazarlarından olmasına karşın ülkemizde yeterince okunmamış ve tanınmamıştır. Çok verimli bir yazar değildir. Yazarın Türkçe’ye tek çevirilen romanı Tamirci’dir. Tamirci, yazarın dördüncü romanıdır. Yayınlandığı 1966 yılında Amerika’da büyük ilgi görmüş ve yazara aralarında Pulitzer ve Amerikan Ulusal Kitap ödüllerininde olduğu birçok ödül kazandırmıştır. Hatta 1968 yılından başrollerini İngiliz oyuncu Alan Bates’in oynadığı bir Film uyarlaması yapılmıştır. Filmin sonu kitabın aslında olduğu gibi gayet etkileyici bir şekilde bitmektedir.

Tamirci Romanı, kurgusunu 1911 yılında gerçekleşen ve tüyler ürperten gerçek bir olay olan Beitiss davasından esinlenerek almıştır. Kitabın konusu, Yahudi düşmanlığının giderek şiddetlendiği yıllarda Kiev’de geçmektedir. Herşeyi tamir edebilen Yakov isimli kahraman, hayatının akışına farklı bir yön verebilmek için Kiev’e göçer. Burada Yahudi kimliğinden uzaklaşmak ister ve kimliğini saklar. Çünkü Yahudi düşmanı bir topluluğun içinde kendini bulur. Sonra bir Rus çocuğu öldürülür. Yakov suçlanır. Hapse atılır.

Tıpkı Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sında olduğu gibi bu kitapta da  suç, yargı ve adalet kavramları enine boyuna incelenmektedir. Bir insanın uğrayabileceği tüm haksızlıklar, başına gelebilecek tüm kötülükler yalın, ama bir o kadar da çarpıcı bir üslupla aktarılmış. Çevirmenin dili kullanış biçimi ve yazarın üslubuna hakim oluşu da çok hoş. Kitabı okurken kendinizi başkahraman Yakov’un yerine koymanız kaçınılmaz oluyor. Betimlemelerdeki acıyı, kederi yoğun biçimde hissediyorsunuz.

Ayrıca başkahraman Yakov ve kitap içinde okuduğu Spinoza arasında bir bağlantı kurabilirsiniz. Spinoza Yakov’un direnişini şekillendirmesinde büyük rol oynar. Yakov, Yahudi toplumundan uzaklaşmak isteyen ve dine inanmayan bir karakterdir, Yahudi olduğu için bir cinayetle suçlanır. Spinoza’da yaşadığı dönemde Yahudi Cematinden afaroz edilmiştir. Bu iki durum arasında belki bir bağlantı kurulabilir.

Tamirci Romanının hazin ve dramatik sonunu okuyabilmek için kitabı okumaya başlamanız yeterli, çünkü en fazla birkaç gün içinde kitabı elinizden bırakmadan, kimi zaman hüzünlenerek, kimi zaman sinirlenerek okuyacaksınız.  Yakov kitapta hayat görüşü hakkında şu cümleyi kurar; “Bir felsefem var ise, o da yaşamın bundan daha iyi olabileceğidir.”

Yakov’un çektiği acılar bizleri düşündürür. Çünkü o acı çekerken meydan okur, mücadele eder. Bernard Malamud’un kurgusal korkusu ve düşmanlığı aslında bizlere çok tanıdıktır. Dünyanın her devrinde bu gibi ezilenler ve ezenler var olmuştur. Etrafımıza baktığımızda bunu görebiliriz. Bozuk olan dünyadır. İnsan her devirde insandır.

Bazı kitaplar, yazıldığı dönemde çok tutulur, birkaç ay belki de birkaç yıl ilgi ile takip edilir, aranır, okunur. Fakat daha sonra unutulur ve bir kuşak sonra hiç kimse tarafından hatırlanmaz. Bazı kitaplar ise hiçbir zaman listelerin zirvesinde yer almaz. Yazıldığı dönemde bazı övgülere mazhar olurlar, unutulacağı düşünülür. Fakat zaman geçtikçe okurdan okura, kulaktan kulağa bir fısıltı dolaşır ve gün gelir o kitap unutulmayanlar arasına girer.

Kitaplar ile okuyucu arasında garip bir bağ var. Neden bazı kitaplar unutulmaz klasikler arasına girer bilmiyorum. Nedenini de çok merak ediyorum.

 

 

 

 

Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir