39151654-288-k900465

Bazen canım çok sıkılıyor ve içimden hiçbir iş yapmamak geliyor. Tembellik öyle cezp edici ki!

Şöyle cep telefonumu falan kapatıp, sessiz sedasız yollara atmak istiyorum kendimi. Kulaklarımda hafif bir müzik olsun, çantamda birkaç güzel kitap ve ben nereye gideceğimi bilmeden, yürüyeyim.

Fakat bir an kendime gelip, “Dur, yapamazsın,” diyorum kendi kendime ve mücadele etmeye devam ediyorum.

Bugün istesem de dışarı çıkamam zaten, hava sisli ve gök yarılmışçasına yağmur yağıyor. Bir süre camdan dışarıları izledim. Sonra kalkıp kendime güzel bir sıcak çikolata yaptım ve kütüphanemin önüne geçtim.

Hayatta en değer verdiğim eşyalarım kitaplarım. Belirli aralıklarla onları düzenler, yerlerini değiştirir, hal hatırlarını sorarım. Bazı kitaplarım var ki onları yatağımın başucuna, çalışma masamın üstüne koyarım. Birde yanımdan hiç ayırmadıklarım var.

Kütüphanemi tasniflerken farklı bir yöntem izliyorum ben. En sağ tarafta başucu kitaplarım var, kısa denemelerden oluşan, lokum tadında, uyku aralarında okunan can yoldaşlarım. Onların hemen yanında okumaya hiç doyamadığım dünya klasiklerim var, eski sahaflardan topladığım, farklı çevirmenlerden farklı baskılar farklı tatlar. Dostoyevski, Toystoy, London, Austen, Joyce, Balzac, Stendhal, her birinde farklı bir hatıra gizli. Sonra sırası ile günümüz edebiyatı, denememeler, şiir kitapları, düşünce kitapları. Daha sonra kaynak kitaplar…

İşte benim hayatım, işte benim kütüphanem.

Yağmurlu bir İstanbul gününde yapılacak en güzel iş onların arasında kaybolmak ve hiç bilinmedik yerlerde, kendilerini çok iyi tanıdığım kahramanlarla birlikte olmak.

Ah Mervin, karşına oturup hayatını anlatmanı isteyeceğim senden bugün, çektiğin acıları, sevinçlerini, hayallerini, umutlarını, hem de defalarca. Bir savaşın orta yerinde kalmak nasıl bir duygu, kim suçlu, kim masum, kim yalan söylüyor? “Beni ararsan, bulursun,” diyordun. İnsan aradığını buluyor Mervin, insan neyi arıyorsa buluyor. Bende seninle buldum, aradığımı.

“Savaşın getirdiği yıkım ve yalnızlığın ardından yaşanan sorgulamalar, barış özlemi ve bu atmosferde filizlenen gerçek bir aşkın öyküsü…

İkinci Dünya Savaşı yıllarında genç bir subay adayı olan Mervin’in kendi gerçeğini arama serüvenini okuyoruz bu kitapta.

Mervin’in çocukluğuna, okul maceralarına, eline ilk silah alışına, esaretine, esir kampından kaçışına, ailesi ve arkadaşları ile yaşadığı ilginç ve etkileyici olaylara tanık oluyor, onunla birlikte onun hayatını yaşıyoruz.”

Bazen zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum. Yağmur camlara vuruyor. Hava buz gibi. Battaniyemin altında, hafif bir müzik eşliğinde Mervin’i okuyorum. Kitap güzel olunca okumak ayrıca lezzetli oluyor.

 

 

 

Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir