Çok eski zamanlarda küçük bir köyde iki kardeş yaşarmış. Günün birinde kutlu bir yolculuk için yollara düşmüşler.

Bir gün, zengin bir padişahın şehrini aştıktan sonra bir yol ayrımına gelmişler. Genç bir adam tam bu yol ayrımında bekliyormuş.

İki kardeş adamın yanına yaklaşmışlar. Adam yere bakıyormuş.

“Hayat bir ağacın gölgesinde birkaç saat dinlenmekten ibarettir veya bu sırada görülen bir rüyadan başka bir şey değildir.” Demiş adam.

Kardeşler şaşırmışlar. Birbirine bakmış. İkisi de acaba hangi yoldan gidelim diye sormuşlar.

“Önemli olan sizin hangisini seçtiğinizdir.” Demiş adam ve sağ taraftaki yolu göstermiş.

“Eğer bu yoldan giderseniz, sizi sarp kayalıklar, yokuşlar ve dikkatli olmanızı gerektirecek şartlar karşılayacak. Öyle günlük güneşlik bir yolculuk olmayacak. Fakat uzun yolun sonunda sizi çok güzel bir sürpriz karşılayacak ve mutlu olacaksınız. İyi ki bu yoldan gelmişim diyeceksiniz.”

Sonra kardeşlerin omzundan tutarak diğer yolun girişine getirmiş adam. Elini uzatmış.

“Bu yola dikkatli bakın. Bu yolda hiç yokuş yoktur. Yol boyunca aklınıza gelen her şeye sahip olabilirsiniz. Güçlük çekmeden zıplaya zıplaya yürüyebilirsiniz. Fakat bu yolun sonunda dayanılması güç bir zorluk var.”

“Şimdi karar sizin istediğiniz yoldan gidebilirsiniz.”

Kardeşlerden biri hiç düşünmemiş. Güle oynaya gideceği ve aklına gelebilecek her şeye sahip olabileceği yola doğru koşmaya başlamış. Diğeri, kardeşinin arkasından sadece bakmış ve zorluklarla dolu olan diğer yola yönelmiş.

Zorluklarla dolu olan yoldan giden kardeş önce uçsuz bucaksız bir çöle düşmüş. Günlerce aç susuz yürümüş. Daha sonra yürümekte zorlandığı bir ormana girmiş. Yerlerde dikenler, ısırganlar varmış. Ağaçların dallarından güneş görünmüyormuş. Adamın içine bir korku düşmüş. Bacaklarındaki derman iyice kesilmiş.

Tam bu sırada bir ses duymuş. Belki de hayatında ilk defa duyduğu bir ses. Hangi yönden geldiğini fark edememiş. Kafasını bir sağa bir sola çevirmiş. İşte o anda devasa bir aslan ile göz göze gelmiş. Düşünmeden koşmaya başlamış. “Şimdi işin bitti, aslana yem oldun” diye geçirmiş içinden. O anda ayaklarının altındaki toprağın kaydığını fark etmiş.

Ne olduğunu fark edememiş büyükçe bir uçurumdan aşağı düşüyormuş. Olacak bu ya, tam aşağı düşecekken bir ağacın köklerinden tutunmuş.

Aşağı bakmış. Kocaman bir ejderha varmış. Tıslaya tıslaya adamı bekliyormuş. Kafasını yukarı kaldırmış. Devasa aslanın ağzından sular akıyormuş.

“Acaba kardeşim nerde?” diye geçirmiş içinden.

Onun hikâyesi de şöyle. önce güzel bir bahçe görmüş. İçinde bin bir çeşit meyve varmış. Her birinden tatmış. Sonra bir at bulmuş. Binmiş ve yoluna at ile devam etmiş. O kadar güzel bir yolculuk yapmış ki istediği her şey önüne çıkıyormuş sanki. Sonra nasıl olmuş anlayamamış bir uçurumdan aşağı düşmüş. Hatta tam da kardeşinin uzanmaya çalıştığı meyvelerin bulunduğu yerden ağaç köküne tutunmuş.

Zorlukları seçen kardeş içinden Allah’a yalvarmış. Sonra tutunduğu ağaç kökünden bir kapı açılmış ve güzelliklerle dolu bir bahçeye çıkmış.

Diğer kardeş uçuruma yuvarlanmış. Tam ejderhanın ağzına yani yokluğa…

 

1 Yorum


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir