Bir bilim kurgunun ilk sahnesini yazmaya çalışan bir yazar gibi farklı bir duygu var içimde. Belki de insanlık tarihini değiştirecek bir keşfin tamamlanmasına ramak kala, ortaya çıkan onlarca tuhaflık arasında, basit bir açıklamanın peşine düştüm. Belki de sadece duygularıma yön vermeye ve patika yoldan evime gitmeye çalışıyorum.

Bilime adanmış bir hayat son nefesini vermek üzere kalbi yerinden çıkacak gibi çarpıyor. Elleri, kalbi, aklı ve ruhu huzur içinde, çünkü birazdan gün doğacak ve insanlık yeni bir icat ile tanışacak. Bütün bir ömrünü adadığı, nefes aldığı her an düşlediği ve merak ettiği tüm soruların cevabını bulmayı ümit ettiği o an gelmişti. Adını zamanın ötesine geçirecek, yeryüzündeki bütün savaşları, diplomatik krizleri  veya karşılıksız duyguları bitirecek bir icat; Zaman Makinesi.

Ben bir bilim insanı değilim. Sanıyorum ki kalan ömrüm boyunca da bilim uğruna çalışmalar gerçekleştiremeyeceğim. Fakat kalbimin derinliklerinde sahip olduğum icadı kelimelerle gerçekleştirebilirim. Kelimelerle bir zaman makinesi yapabilirim. Çünkü ben bir Cümle Mühendisiyim.

Bir Bilim İnsanı zaman makine yapmaya nasıl karar verir? Bu işin başlangıç noktası nedir?

Fikrin olgunlaşması, fikrin mekaniğe dönüştürülmesi, işçilik ve mekanizmanın çalışması…

Bilim adına bunlardan hangisini başlangıç olarak kabul ederiz?

Kendi olayıma dönüyorum. Benim için başlangıç noktası nedir?

Kelimelerle bir zaman makinesi yapmanın başlangıcı nedir

Kalbinde bir kelimenin belirmesiyle bir duygu oluşması, aklında oluşan bu duyguyu hikayeye dönüştürme ve kelimeler aracılığıyla hikayeyi oluşturma…

Tabii benim işimin belki de en can alıcı noktası mekanizmanın çalışıp çalışmadığını test etme kısmı, yani başka bir insanın kelimelerine anlam yüklemesini görebilmek. İşte zaman makinesinin çalışıp çalışmadığını ancak o zaman anlayabilirim.

Kelimelerle bir zaman makinesi yapmak yorucu ve zorlu bir çalışma süreci olarak karşımda duruyor. Benim zaman makinem, hikâyelerim.

Aslında bu durumu, cebirsel matematiğin netliği, termodinamik yasalarının kararlılığı, organik kimyanın yapısı ve diferansiyel denklemlerin karmaşası ile açıklayabilirim. Çünkü bir hikâye öncesi ve sonrası ile tüm bu süreçleri içinde barındırıyor. Fakat benim kafamdaki soru işareti ise, “Bir hikaye ne zaman başlar?”

İşte bu sorunun cevabı olarak kelimelerle bir zaman makinesi yapıyorum.

Bir hikâye, yazarın ilk kelimeyi kağıda yazmaya başladığında mı, okurun ilk kelimeyi okuduğunda mı, yazarın hikayeyi hayallerinde veya gerçekte yaşadığında mı, okurun kendinden bir parça bulup hikayenin içine kendini soktuğunda mı, yoksa tüm bunlarında ötesinde zamanın herhangi bir anında zihnimde oluşturduğum bir kelime ile mi başlar?

Cebirsel matematiğe göre en basitinden her zaman; 1+1=2

Rakamları farklı bir şekilde ifade etmeye çalışırsam. Mesela en baştaki 1’e kurgu, sonraki 1’e yazım süreci ve diğer taraftaki 2’ye hikâye dediğimi varsayalım.

yazar okurŞu şekilde bir sonuç çıkar.

Yazar; bir hikâyeyi hayallerinden veya yaşadıklarından yola çıkarak kurgular ve yazar. Aslında sonuç olarak hep aynı hikâyedir. Yazarın tek bir düşüncesi vardır. Belli ki zamanın bir “an” onun için kıymetlidir ve o anı bir hikâye diye yazmıştır. O anın yaşanmış veya hayal edilmiş olmasının bir önemi yoktur. Çünkü o zamanın içinden herhangi bir andan ibarettir.

Okur; Zamanın bir anında, dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir mecrada, belki boş vaktini değerlendirmek, belki isteyerek veya zorlanarak kelimelerden inşa edilmiş zamanın bir anına kendi hayalleri veya gerçekliğiyle yolculuk yapar. Bu her bir okuyucu da tekrarlanır.

Hikaye aynı; zamanı, mekanı ve karakterleri yolculuğumuza göre değiştirebiliriz.

Bir hikaye yazmak, kelimelerle bir zaman makinesi yapmaktır. Belki bir bilim insanı değilim ama kelimelerle hayallerimi istediğim zamanda yaşayabilirim.

 

Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir