İki fotoğraf arasındaki yedi farkı bulmakla başladı bu süreç, ardından ondan ne eksiğim var diyerek devam etti ve benzemez kimse sana ile zirve yaptı. Oralarda bir sessizlik vardı. Kalabalıkların uzağında insanın kendine en yakın olduğu yer. Boşluğun sessizliği ya da korkunun yusufçuk etkisi ile karşı karşıya kalındığında beklenenin aksine süreçler tersine işlemeye başlıyor ve nedeni doktorlar tarafından bilinemeyen apansız bir ağrı beliriveriyor. Her şeyi anladım, bilinmeyeni öğrendim, ben farklıyım diye naralar atmaya başlayacakken dipsiz bir kuyuya baş aşağı sarkıtılmış olduğunu fark edersin.

İşte tamda bu anın adıdır; yılllanmak…

Kalbimiz, aklımız ve dilimiz arasındaki mesafe ne kadar uzun olursa olsun bir şekilde ipuçları duygularımızı ele veriyor: Kimi zaman yüzümüzdeki ifade, kimi zaman dilimizdeki tutukluk, kimi zamansa beden dilimiz ve mimiklerimiz. Kalbimizden geçen her ne ise, zihnimizin arka odalarında ne saklanıyorsa dilimizden er ya da geç o dökülüveriyor.

Bu sıradan bir insanın günlük yaşamdaki tavırları içinde geçerli; alışverişte, toplantıda, aile ilişkilerinde veya yalnız kaldığında hep aynı ses ortaya çıkar. Bir siyasetçinin konuşmaları her zaman aynı sestir. Tonu, üslubu ve içeriği değişebilir ama ses değişmez. Farklı örnekler, farklı karakterler için benzer şeylerin olması kaçınılmazdır.

Hikayeler içinde aynı durum geçerli.

Hikayelerin bir ses tonu vardır. Bu ses farklı okurlar tarafından dahi hissedilir ve hikaye içinde merakla aranan aslında bu sesin yankılarıdır. Kimi zaman bu ses hikayenin anlattığının önüne geçer, kimi zaman ise kelimelerin arkasına saklanır; her iki durumda da okur bu sesi hisseder ve hikayeyi bu sese verilen bir cevapla değerlendirir. Bir açıdan hikayeler farklı notaların bir araya gelmesi ile oluşturulan bir bestedir.

 

 

 

 

Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir