Gözümün görebildiği son noktaya bakmak istiyordum. Gecenin karanlığında boş sokaklarda yürürken ellerimi montumun ceplerine sokuşturdum ve dilime dolanan türküyle birlikte sokağın sonundan sağa döndüm. Dik bir yokuş karşıladı beni. Başımı kaldırdım. “Ha gayret,” çektim içimden ve derin bir nefes alarak adımlarımı hızlandırdım. Attığım her adımda alnımdan bir damla ter yanaklarıma doğru akıyor, sırtımda ve bacaklarımda anlık bir kramp oluşuyordu. Nefesimi burnumdan çıkardığımda gözlüklerim buğulanıyor ve önümü göremez oluyordum. Fakat durmadan yürümeye devam ettim. Bacaklarımı hissetmez olduğumda düşlerimi devreye soktum. Kalbim yerinden çıkacak gibi atmaya başladığında umutlu oldum. Çünkü bu yokuşun sonunda sen vardın. Bu yokuşun sonunda olmak istediğim yer vardı.

Bir sokak lambasının altından geçtim. Bir kedinin miyavlamasını duydum. Gecenin sessizliği bozan yağmur çiselemesi ve hafiften esen rüzgarın uğultusu ile birlikte ayaklarım yere değdiği zaman çıkan şlap sesleri arasında olmak istediğim yere ulaştım. Sırtımı bir duvara yaslayıp ellerimi belime götürdüm ve derin derin birkaç nefes aldım. Sanki aldığım her nefeste içime sen doluyordun, kalbim ruhum ve bedenim huzur buluyordu. Orada öylece bekledim. Bilmiyorum. Kaç dakika. Kaç saat. Kaç an.

Bekledim. Kafamı hiç kaldırmadım. Kaldırımın kenarından akan su yollarını ve birbirleri ile yarış eden çerçöpü izledim. Benim için orada olmak ve başımı kaldırıp baktığımda senin uyuduğun pencereyi görüyor olmak yeterliydi. Fakat hiç bakmadım.

Bilmiyorum. Belki ben oradayken sen uyandın. Odanın ışığını yaktın. Su içmek için mutfağa gittin. Ya da çok sevdiğin bir kitabı bitirmek için uykularını kaçırdın ve masa lambasının loş ışığı ile hikayenin son kısımlarını okudun.

Ben bütün bunlar olurken pencerenin hemen karşı tarafındaki kaldırımın kenarında bekledim. Beklemek bana yetmişti. Çünkü orada beklediğim zaman kendimi güvende hissediyordum. Çünkü orada beklediğim zaman olmak istediğim yerde oluyordum.

Yağmur hızlandı mı? Bilmiyorum. Önemi var mı?

Bir adam döndü köşeden yağmurdan kaçmaya çalışıyordu. Seke seke koşmaya çalışırken altına su birikmiş bir kaldırım taşına bastı ve üstü başı çamurlu su oldu. Önce kendine, ardından kaldırım taşına ve sonunda o taşı oraya doğru düzgün yerleştiremeyen belediyeye sinkaflı cümleler kurdu. Sonra bana doğru baktı. Bunu hissettim çünkü adımlarının bana doğru geldiğini fark etmiştim.

“Ne yapıyorsun gecenin bu saatinde burada?”

Benimle konuşuyordu. Oysa ben konuşmak istemiyordum. Hatta bırak konuşmayı başımı kaldırıp ona bakmak istemiyordum. Çünkü ben gecenin bu vaktinde sana bakıyordum.

“Ateşin var mı?”

Neden hala soru soruyor?

“Hey sana diyorum, dilini mi yuttun?”

Evet, evet bayım. Ben dilimi yuttum konuşmuyorum. Konuşmak istemiyorum.

“Deli mi ne?”

Sanırım yanımdan ayrılıyor. Bunu hissediyorum.

“Hey, delikanlı orada fazla bekleme, bu binalar depremde hasar gördü. Boşaltıldı. Yıkılma tehlikesi var. Aman Allah korusun! Böyle sırtını dayamışsın.”

Ben beklemek istiyorum. Çünkü o pencerenin ardında senin odan var. Sen oradaydın…

Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir