Biliyor musun hiç alışamadı kalbim yokluğuna, dilimin ucuna gelen iki hece, gözlerimi sulandıran hasret ve kalbimdeki dualar; ne çok ihtiyacım varmış sana meğer… Meğer sadece varlığını bilmek, orada, o evde olduğunu hissetmek güç katıyormuş bana…

Ne çok bağlandım sana ne de senden ayrı kalabildim.

Tamam diyorsun, artık alıştım sanıyorsun, hayat devam ediyor diye düşünüyorsun, kendini işine gücüne veriyorsun ama olmuyor.

Harfler düğümleniyor. Kelimeler çatallaşıyor. Cümleler öznesiz kalıyor. Özlediğini hissetmek ruhunu kanatıyor. Kimse bilmesin istiyorsun, kalbinde ölünceye kadar saklı kalsın istiyorsun, olmuyor… Olmuyor… Olmuyor…

Okuduğum her kitapta, dinlediğim her türküde, söylediğim ilk cümlede sen düşüyorsun zihnime. Bedenim belki alışıyor da kalbim yokluğunla daralıyor…

Gözlerimi saklıyorum, kimse bilmesin, kimse görmesin istiyorum. Sonra içten bir nefes, ardında saf bir dua ve hasretle okunulan Yasinler kalıyor…

*

Ne çabuk geçiyor zaman?

İki yılı devirdik. Reyyan birkaç gün önce sekiz yaşına girdi. Çok meraklı, inatçı, duygusal ve kırılgan bir çocuk oldu. Artık sorularına cevap veremiyorum. Kaderi merak ediyor, insanların neden kötü olduklarını, savaşları ve ölümü… Bazen aklına geliyorsun, fark ediyorum, o anlarda hiç konuşmuyoruz. Hiç soru sormuyor. Zaman geçiyor.

Civanmert, ah civan… İlk adımı, ilk kelimesi, ilk keşfi… Biraz bana benziyor, biraz sana ama en çok sana. Çünkü küçücük şeylerle mutlu oluyor, duyguları apaçık ortada, kelimeleri saf, kalbi tertemiz…

Sonra biz, biz aynıyız… Günler geçiyor, her şey bıraktığın gibi… Geçen gün abim ile konuşurken sanki sen gitmemişsin gibi adını andık. Ne olduğunu anlayamadık. Şaşırdık. Sonra sustuk. Yerli yersiz birkaç cümle ile geçiştirdik konuşmayı ve telefonu kapadık. İkimizde boğazımıza dolanan kelimeleri, kalbimize saplanan acıyı birbirimize haykırmadık. Adını anmaktan korktuk. Adın aramızda geçtiğinde birbirimize destek olamamaktan, acıyı belli ettiğimizde çoğalacağından, sakladığımız gözyaşlarından, etrafımızdakilerden…

*

İki yıl oldu

Ben seni kaybetmeye hiç alışamadım Baba.
Kelimelerin boğazımda düğümlenmesine, gözyaşlarımı insanlardan saklamaya ve artık bir yanımın eksik kaldığına alıştım, alıştım baba, ama senin gidişine hiç alışmadım.
Sanki gözümü her kapatıp açtığımda o günlere döneceğim gibi hissediyorum. Seninle yaşayamadığım çocukluğum, gülüşlerim ve nasırlı ellerin geliyor aklıma. Sana sorduğum onlarca saçma sapan soruya cevap bulamıyorum hala. Karanlıktan, yabancılardan ve nefretten korkmaya devam ediyorum. Fakat kimse anlamasın diye bir tebessüm maskesi takındım yüzüme. Sen bilirsin Baba, insan kimse ile konuşamayınca toprakla, gökyüzüyle ve suyla konuşurmuş.
Bazen yanı başımda olduğunu düşünüyorum, bazen telefonun diğer ucundasın. Annemle konuşsam da hissediyorum ki sen oradasın ve beni merak ediyorsun. Seninle konuşmak, duygularımı açmak için kelimelere ihtiyaç duymuyorum Baba. Ben alışmadım yokluğuna… Alışmayacağım da…

*

Bütün kelimelerimle, düşlerimle, kırılganlıklarımla, inadımla, acılarımla, sevinçlerimle, mutluluklarımla, heyecanımla, aşkımla…

Ardında dua eden bir kalp var #Baba. Allah senden razı olsun…

 

 

 

3 Yorumlar

  1. Acının tazeliği ne kadar zaman geçerse geçsin hep dünmüş gibi hissediliyor, biliyorum. Özlemle yazılmış bu yazıdan da bunu anlıyorum. Sonsuz alemde hiç ayrılmamanız dileğiyle, başınız sağolsun…

  2. Zaman iyileştirmez hiçbir acıyı. Sadece çaresizlik olgunlaştırıyor ve kabul ediyoruz. Yazınız sevgi dolu. Bu çok önemli zira günümüzde bu duygulara fazla raslamıyoruz. Başınız sağolsun.


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir