“Öyle güzel gülmelisin ki, insanlar seni ağlatmaya utanmalı.” (G. G. Marquez)

Gözlerini kapa, sonra bir süre bekle, gözlerini aç. Geçen zaman içinde zihninden geçen ilk düşünceyi yaşamayı dene. Olmuyorsa, bir daha dene, bir daha. Yine olmuyorsa yine dene…

Hayat denemelerimizden ibaret; doğrularımızla, yanlışlarımızla, eksikliklerimizle, fazlamızla… Ne zaman denemekten korkarsak yaşamın anlamını yitirmeye ve gerçekliğin köşeli parantezi içinde yaşamaya başlarız.  O köşeli parantez bizi nefes almaya zorlarken koklamamıza, dokunmamıza, duymamıza, tatmamıza veya hissetmemize engel olur. Bilinenin, keşfedilenin ve sınırları çizilenin dışında hiçbir şey olmadığını düşündürür. Eğer zorlarsak ya da parantezi biraz genişletmeye çalışırsak başımıza bir belanın geleceğini hissettirir. Bu yüzden denemekten çekiniriz. Hiç rastlaşmadığımız, daha önce hiç tanışmadığımız bir tehlikenin var olabileceğinden ve başımıza bir bela açabileceğinden çekiniriz.

Bu şekilde yaşadığımız gerçekten yaşamış olur muyuz?

Yaşamdan beklentimiz sadece nefes almak mı?

Zaman kavramı işte böyle anlarda beynimin odalarında çığlıklar atmaya başlıyor. Onu zihnimin kırk bir kilitli zindanlarına atsam da bir şekilde anahtarları ele geçiriyor ve beni peşinden bilinmezliklerine sürüklüyor. Bütün hikayelerin tepesine zaman kavramı çöküyor. Bütünlüğü anlatabilmek için belki de anahtarları elimle ben teslim ediyorum. Çünkü parantezi genişletmek, sınırları zorlamak, denemek istiyorum.

Bir giriş, gelişme ve sonuç üzerinden tüm sorularıma cevap bulmaya çalışıyorum.

Hikayemi nasıl anlatırım? Bu benim giriş içinde aradığım cevap. Eğer nasıl cevabını üslup, zaman ve mekan olarak bulabilirsem sonrasında işim daha rahat oluyor. Yoksa temeli yeterli mukavemeti yakalayamadığını için hikayenin geri kalanı ne kadar uğraşsam da yıkılıyor.

Hikayemi neden anlatırım? Bu benim gelişme içinde aradığım cevap. Sonunda nereye çıkacağını bilmeden uzun bir yolda yürümek gibi, işi ilginç kılan yol üzerinde onlarca farklı seçenek çıkış veya yön varken hiçbirini seçmemek ve sonunun güzel olacağını düşünerek yürümeye devam etmek. Neden, hikayeyi varması gereken durağa götüren bir cevaptan başka bir şey değildir. Bu soruyu kendime her zaman sorarım. Çünkü neden olduğuna kendimi inandırırsam hikayenin gelişimine katkı sağlar ve yolun her ne kadar çatallaşsa da devam etmesine vesile olurum.

Hikayemi niçin anlatırım?  Bu benim sonuç içinde aradığım cevap. Kendimi sorguladığım, davranışlarımı gözden geçirdiğim, anılarımı tazelediğim ve parantezi genişlettiğim yer tam olarak burası. Niçin geleceğe dair veya yapılması planlanan bir şeye dair sorulabilecek bir soru değil bana göre, niçin tam olarak geçmişe dönük bir soru. Bu sebeple hikaye niçin yazıldığına cevap verir.

Nasıl ile başladığında geleceği planlarsın ve hikayeyi tüm mekanizmaları ile nasıl kurgulayacağına karar verirsin. Yazmaya başladığında işin sandığın kadar basit olmadığını anlarsın. Çünkü nasıl sorusu seni diğer tüm sorulardan önce kilitler ve kendi içinde doğru yöne gitmene vesile olur. Nasıl sorusuna cevap bulursan devam edersin, bulamazsan  yeni bir hikayede farklı bir nasıl sorusunun kollarına kendini bırakırsın.

Neden sorusuna cevap bulduğunda; içinde bulunduğun anı, gitmek istediğin yönü, düşlediğin kızıl elmayı, dilinin altındaki baklayı ve kelimelerin anlamını keşfedersin. Zaten nasıl sorusuna cevap bulduğun için artık geri dönme imkanın yoktur. Bir şekilde kendine nedenler oluşturursun ve devam edersin. Fakat en büyük tehlike burada karşına çıkar, eğer bir neden bulamazsan ne yapacaksın? Geri dönemezsin, ileri gidemezsin, yönünü değiştiremezsin. Nedenini bilmeden yazamazsın. Umarım neden sorusuna bir şekilde bir cevap bulursun.

Niçin sorusuna cevap bulduğunda zorlamış, parantezi genişletmiş olursun. Zaten niçin için bir cevabın olması demek son cümleni yazmak için yeterli bilgi, birikim ve güce sahipsin demektir.

Hayat denemelerimizden ibaret; korkmadan, bir cevap arayarak denemek bizi nefes almanın ötesine götürebilir.

Giriş, gelişme, sonuç. Benim açımdan nasıl, neden, niçin. Peki, ne zaman, kim? J

Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir