Hikaye, romanın temelidir. Hikaye yoksa roman da yoktur.

Kafamın içinde onlarca tilki dolaşırken kendimi attığım patikada, ne kadar zorlansam da, önüme görmeye çalışıyorum. Zihnimizi meşgul eden sorular, hayatın devamlılığına vesile olan gerçekler ve ya olursa dediğimiz beklentiler üzerine kurulu bir çağı yaşıyoruz. Topyekûn bir olguyu ya kabulleniyoruz ya da linç ediyoruz. Ya seviyoruz ya da nefret ediyoruz. Tahammülden falan bahsetmiyorum artık, hoş dahi göremiyoruz. Çünkü cevabını merak ettiğimiz çok önemli sorular var önümüzde, çünkü ne olduğunu kavradığımızda tüm sorunların üstesinden geleceğimize eminiz. Ha üzerimize vazife mi değil mi, onu hiç düşünmüyoruz. Kimse kapısının önünü süpürmüyor ama mahalledeki bozuk kanalizasyon sisteminin tamir edilmesi konusunda herkesin bir fikir birliği var. Birileri var; bozguncu, yağmacı, yalancı. Birileri var; yapıcı, düzenleyici, doğrucu. Sen ya o’sun ya da bu!

Arada kalan bir Allah’ın kulu yok mu?

Hiçbirimizin kendimize vakit ayırabilecek bir vakti yok. Hiçbirimizin kendimize özgü bir gündemi yok. Sabah kalktığımızda nasıl oluyor anlamıyorum, hepimiz aynı kelimelerle konuşuyoruz. Sonra da ben özelim, ben biriciğim, ben önemliyim diye düşünüyoruz.

Bir yazarın günlüğünde anlık meseleler yer kaplamalı, güncel olaylar diye bir kavram olmamalı, kendini sıradan düşüncelerle oyalamamalı… Bir yazar patikasındaki ağaçların sesini duyabilmeli, kuşlarla konuşabilmeli ve kendi derdi ile dertlenmeli…

Üzerine tırmanmaya çalıştığım şekilsiz bir kara parçası var. Bu kara parçasının üstünde yokuşlar, inişler, bataklıklar, yeşillikler, yüksek binalar ve çorak topraklar gibi dünyanın bin bir yüzü var. Kendime bir yer buldum dediğimde kayboluyorum. Kaybolduğumda önüme yeni bir başlangıç çıkıyor. Buradaki tüm sokaklar çıkmaz gibi hangisine gireceğimi bilmiyorum, bunun için korkuyorum. Fakat bir taraftan da labirent içine bırakılmış fare gibi tüm yolları deniyorum. Çünkü bu benim romanım. Bu kara parçasındaki yaşamı ben kurgulayacağım.

Romanı, sınırları olmayan bir kara parçasına benzetiyorum. Belirli bir uzunlukta, bir kurgusu, üslubu ve zaman tanımlaması olan bir anlatı benim için. Onlarca farklı özelliği, türü, yeteneği, sırrı veya duygusu olabilir. Fakat işin özünde “hikaye anlatma” düşüncesi var.

Gerçek dünyanın herhangi bir yerinde yaşanması muhtemel bir hikayeyi alıp kendi kara parçam üzerinde yaşıyorum. Yani tüm romanların, türü ne olursa olsun, niyeti okurunu bir muhayyel evrene götürmek, bir hikaye anlatmaktır.

Aslında tüm okurlar bunun açık seçik farkında olmasına karşın kendini farklılaştırarak ifade ediş biçimini değiştirir. Bir roman için belki de en önemli özellik; kaç farklı okur tarafından algılandığı ve kaç farklı zamana seslenebildiğidir. İşte burada karşımıza hep merak ettiğimiz o sorunun cevabı çıkar. “Bir romanı hangi şartlarda klasik olarak isimlendirebiliriz?”

Bu sabah yeni bir roman matbaadan çıktı ve okurları ile buluşmak üzere kitap raflarını süsledi. Birinci okur o romanı aldı, etkilenerek okudu. Bir arkadaşına tavsiye etti. İkinci okur tabiri caizse bayıldı. Üçüncü okur eh işte dedi. Sonra sıra ile elden ele dolaştı kitap. Her bir okurun dünyasında farklı bir etki bıraktı. Kimi sevdi, kimi az sevdi, kimi hiç etkilenmedi, kimi beğenmedi.

Sonra zaman geçti. O roman birkaç okur tarafından yine okundu.

Sonra zaman geçti. Yine okundu. Yine okundu.

Farklı zamanda, dünyanın farklı yerlerindeki okurlar o romanı her okuyuşunda farklı bir etki ile karşılaştılar. Aslında kelimeler aynı, cümleler sıradan ve kurgu olabildiğince basitti. Farklı olan tek şey o romanın anlattığı kara parçasının sınırlarının tüm okurların duygularına tercüman oluşuydu. Bu sebeple o roman klasik oldu.

Hikaye, romanın temelidir. Hikaye yoksa roman da yoktur.

Tüm romanların tek ortak yönü belki de, bir hikaye anlatmalarıdır. O kara parçasının farklı taraflarında farklı zorluklarla karşı karşıya kalmış olabilirler, zamanları mekanları ve kurguları da farklı olabilir, hatta iç içe geçmiş farklı anlatım tekniklerini kullanmışta olabilirler fakat günün sonunda her romanın tek bir kaygısı vardır. “Bir hikaye anlatmak.”

Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir