Eğer, gerçekten cennete inanmasaydık, hayatımızı nasıl yaşardık?

Öncelikle iç huzurumuz olmazdı ve sahip olduğumuz hiçbir şeyden tatmin olamazdık.

Dünya üstündeki en güzel, en kaliteli, en pahalı şeylere sahip olmak ister ve ömrümüzü bu uğurda harcardık.

Mutluluk nedir bilmezdik. Hiçbir şeyden mutlu olmazdık. Hep daha fazla daha fazla isterdik. Kendimizi diğer insanlarla kıyaslar, onların sahip oldukları ile kendimizi kıyaslardık.

Duyarsız olurduk. Sevmek sözlük içinde unutulmuş bir kelime haline dönüşürüz ve manasını çıkar ilişkileri doğrultusunda gerçekleşen bir etkileşim olarak değiştirirdi. Bir yetimin başını okşamak, ihtiyaç sahibine yardım etmek ve bir masuma acımak kalbimizde yer etmezdi. Mutlaka bir bit yeniği arar ve insanların dertleri ile dertlenmek yerine at gözlükleri ile yaşamaya devam ederdik.

Kazanmak için her yolu mubah kılardık. Dostlarımıza çelme takmaya çalışır, yalan söylemekten çekinmez, yükselmek için arkadaşlarımızın sırtlarına basmaktan zevk alırdık.

Yüzümüz hiç kızarmazdı. Utanma duygusunun ne olduğunu bilmez, hayatımızı haz ve zevkler üzerine inşa ederdik.

Gösterişe meraklı olurduk. Ben daha zenginim, ben daha güçlüyüm diyebilmek için sahip olduklarımızı insanların gözüne gözüne sokardık.

Eğer bir cennet inancımız olmasaydı, tüm bunları yapabilirdik.

Fakat bizim inandığımız bir cennet var.

Biliyoruz ki orada aynı sancak altında buluştuklarımızla sonsuzluk bizi bekliyor.

Bu inanç ve huzurla yaşamaya devam ediyoruz.

Bir cennet var. Başka türlü nasıl nefes alıp veririz.

1 Yorum


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir