Ne önceydi ne sonra, ne eskiydi ne yeni. Uzak yolların ardında, aşılmaz dağların yamacında, balta girmemiş ormanların derinliklerinde tek başına bir kara böcek yaşıyormuş. Öyle ki bu kara böceğin ne bir arkadaşı varmış konuşabileceği, ne de birlikte oynayabileceği. Bir başınaymış.

Günler günleri kovalamış. Bu kara böcek yalnızlıktan sıkıldıkça sıkılmış. Tabi ya kim sıkılmaz, yalnızlık bu, kemirir içini, çekilmez olur hayat. Bu yüzdendir ki iyi arkadaş, iyi dost, iyi yaren herkese gereklidir ve dünyanın bir diğer ucunda da olsa yolculuk edilir.

İşte bir gün bu kara böceğin aklına bir fikir gelmiş. Büyük bir heyecanla, önce bir ağacın yapraklarından kendine etek yapmış. Sonra önüne çıkan fındıkkabuklarından ayakkabılar yapmış. Ardından yüzünü çimen suyuyla yıkamış ve kendini güzelleştirmiş. Yuvasına son bir kez bakmış. “Ben artık yalnızlıktan sıkıldım, bir arkadaş bulmak için yollara düşüyorum,” diyerek ormanın derinliklerine doğru yola koyulmuş. Yürürken de fındık kabukları yüzünden tık tık sesler çıkarıyormuş.

Az gitmiş uz gitmiş. Nice aşılmaz yokuşları aşmış. Zorlu kayalıklardan geçmiş. Sonunda düz bir ovada yeşil çimenlerin üzerinde otlayan koyunlar görmüş. Sürüye doğru iyice sokulmuş ve çoban ile göz göze gelmiş.

“Kara kız, hayırdır nereye gidiyorsun?” diye sormuş çoban.

Bizimki çocanın bu sözlerine bozulmuş, “Ay sen önce kendine bak, ben güzel bir hanımım, uzun yoldan geldim, arkadaş ararım.”

“Peki Ay Hanım, Tık Tık Hanım,” diye seslenmiş bu defa çoban gülümseyerek, “Nereye gidersin?”

“Ben şuradan yola çıktım, kendime bir arkadaş bulmak isterim.”

“Bir arkadaş arıyorsan uzağa gitmene gerek yok ki!” demiş çoban, oturduğu yerden kalmış ve Tık Tık Hanım’ın yanına sokulmuş, “Ben senin arkadaşın olurum.”

Tık Tık Hanım önce sevinmiş, ilk defa bir arkadaşı olacak diye, sonra aklına bir soru gelmiş, “Peki sana bir şey sorabilir miyim?”

“Elbette, biz arkadaş olacağız bana istediğini sorabilirsin?”

“Eğer bir gün seni kızdıracak olursam bana ne yaparsın?”

Çoban bir elini kafasına götürmüş ve birkaç saniye düşünmüş, “Eğer beni kızdırırsan,” demiş ve diğer elinde tuttuğu asasını göstererek, “Sana işte bu asam ile böyle vururum,” demiş. Ve elindeki asayı hızlıca yere doğru savurmuş.

Yerden bir tutam ot kalkmış ve Tık Tık Hanım’ın yüzüne gelmiş. Tık Tık Hanım çobanın bu cevabından hiç hoşnut olmamış. Doğruca arkasını dönerek geldiği yöne doğru koşmaya başlamış. Tık Tık Tık Tık…

Çoban arkasından bağırmış fakat Tık Tık Hanım dönüp arkasına bakmamış.

“Senin arkadaşlığını istemem. Arkadaşlık böyle olmaz. Arkadaşın yanlış yaptığı zaman onu uyarırsın, yanlışını düzeltmeye çalışırsın. Arkadaşına vurmazsın.”

Tık Tık Hanım, kendisine bir arkadaş bulabilmek için yine düşmüş yollara. Yine uzun yollar kat etmiş, hiç usanmadan yürümüş ve günün birinde bir kayanın üzerinde güneşlenen tilkiyi görmüş.

Tilki, etrafında tık tık diye sesler duyunca gözünü açmış ve bakmış. Bir de ne görsün, bir kara böcek süslenmiş püslenmiş, allı pullu elbiseler giyinmiş ve ayağındaki fındıkkabuğundan ayakkabılarının çıkardığı tık tık sesler ile ona doğru yürüyormuş.

“Güzel Hanım, tatlı hanım, nereden geliyorsun böyle nereye gidiyorsun?”

Tık Tık Hanım önce tilkiye doğru şöyle bir bakmış ve süzmüş. Sonra da, “Uzaklardan gelirim, uzaklara giderim. Kendime bir arkadaş ararım?” demiş.

Tilki kayanın üzerinde şöyle bir doğrulmuş. “E o zaman doğru yerdesin, gitme hiçbir yere, ben senin arkadaşın olurum,” demiş.

Tık Tık Hanımın daha önce çobanla yaşadığı olaylar aklına gelmiş ve aynı soruyu bu sefer tilkiye sormuş. “Olur, seninle arkadaş olalım fakat günün birinde seni kızdıracak olursam bana nasıl davranırsın?”

Tilkinin niyeti zaten en başından beri arkadaş olmak olmadığı için tongaya düşmüş, “Bunu bilemeyecek ne var ki,” demiş. “Tabi ki seni şu dişlerimin arasına alır ısırırım.”

“Aman aman,” demiş Tık Tık Hanım, tilki kayalıklardan inmeden hiç ardına bakmadan uzaklaşmış. “Sen arkadaşlıktan ne anlarsın zaten, arkadaş dediğin zor günde belli olur. Ama sen iyi gün dostusun. Zor günde yanımda durmazsın.”

Tık Tık Hanım’a yine yollar görünmüş. Çok üzülüyormuş. Artık umudu da kesilmek üzereymiş. “Sanırım kendime bir arkadaş bulamayacağım. Ben hep böyle yalnız başıma kalacağım,” diyormuş içinden ki karşısına yırtık pırtık elbiseleriyle fare çıkmış.

“Güzel saçlı hanım, nereden geliyorsunuz böyle, yorgun görünüyorsunuz?” demiş fare.

Tık tık Hanım, bir fareye bakmış bir kendi haline ve başından geçenleri anlatmış. “Arkadaş aramak için yollara düştüm fakat hiç arkadaş bulamadım.”

Fare duydukları karşısında üzülmüş, “Tık Tık Hanım,” demiş, “Çok bir şeyim yok sana verecek, belki çok günler aç kalırız ama her zaman senin yanında olurum ve iyi bir arkadaş oluruz. Gel birlikte yaşayalım. Birbirimize destek olalım.”

Farenin sözleri Tık Tık Hanım’ın çok hoşuna gitmiş, “Peki,” demiş, “Sana da aynı şeyi sormak istiyorum o zaman. Günün birinde seni kızdıracak bir şey yaparsam bana ne yaparsın?”

Fare bu soru karşısında hiç düşünmeden cevap vermiş, “Ne yapayım Tık Tık Hanım, canın sağ olsun, sana arkamı döner kuyruğumu sana uzatırım.”

Bu cevap Tık Tık Hanım’ın çok hoşuna gitmiş. “İşte gerçek arkadaş böyle olur,” demiş.

İşte o günden sonra Tık Tık Hanım ile fare arkadaş olmuşlar. Birlikte aç kalmışlar ama güzel günler geçirmişmişler. Gel zaman git zaman geçmiş ve günün birinde farenin kulağına bir haber gelmiş. Yakın köylerden birinde kedilerin büyük bir düğünü olacakmış. Ormandaki tüm zenginler bu düğüne davetliymiş. Fakat fare davet edilmemiş.

“Bak Tık Tık Hanım,” demiş Fare, “Ben bu düğüne gideceğim, hem senin için hemde kendim için yiyecek bir şeyler alacağım. Fakat senden bir isteğim var. Lütfen ben yokken buradan ayrılma.”

Tık Tık Hanım, “Tamam,” demiş. “Fakat başına bir şey gelmesinden korkuyorum.”

“Ben kendimi saklamasını bilirim,” demiş Fare ve evden ayrılmış.

Tık Tık Hanım yine tek başına kalmış. Sanırım onun sınavı buymuş, yalnızlık. Ne zor geliyormuş. Farenin olmadığı her saniye bir asır gibi geçiyormuş. Tık Tık Hanım bir o yana bir bu yana yürüyüp durmuş. Canı sıkıldıkça sıkılmış. Farede bir türlü geri gelmiyormuş.

Sonra yalnızlığın verdiği karamsarlık mı dersin, yoksa merak mı bilinmez, Tık Tık Hanım olduğu yerde uzaklaşmış ve farenin gittiği düğüne gitmeye karar vermiş. Niyeti onu görmek ve yardım etmekmiş. Fakat işte olacak bu ya, yol üzerinde bir gölet varmış. Tık Tık Hanım susuzluğumu gidereyim, iki damla su içeyim diye göletin yanına yaklaşmış. Ayağı kaymış ve “hoppppp” diye gölete düşüvermiş. Başlamış çırpınmaya. Çırpınıyor ama bir türlü kurtulamıyormuş.

Tam bu sırada yol kenarından geçen bir araba görmüş. Süslü püslü bir arabaymış. Tık Tık Hanım, bu arabanın düğün evine ait olduğunu anlamış. “Bana yardım edin lütfen, ben garip bir kara böceğim. Adım Tık Tık Hanımdır. Düğün evinde beni bilirler.”

Arabadakiler sesleri duymuşlar ama hiç durmadan yollarına devam etmişler. Bu arada bizim farede düğün evinde hem kendi hemde Tık Tık Hanım için birşeyler bulmaya çalışıyormuş. Bir ara birkaç kedinin yol kenarındaki gölette bir kara böceğin boğulmak üzere olduğuna dair bir şeyler konuştuklarını duymuş. “Adı Tık Tık Hanım imiş. Bu düğüne geliyormuş. Onun bizim düğünümüzde ne işi var ki?”

Konuşmaları duyan fare durumu anlamış ve her şeyi bir kenara bırakarak koşmaya başlamış. Hiç vakit kaybetmeden yol kenarındaki gölete gelmiş. “Tık Tık Hanım, ben sana demedim mi hiçbir yere ayrılma diye, neden sözümü dinlemedin?”

“Seni bulmak ve sana yardım etmek istemiştim?”

“Fakat sen benim sözümü dinlemeliydin,” diye tekrarlamış fare, Tık Tık Hanım’a biraz kızgınmış, çünkü onun başına bir iş gelmesini istemiyormuş. “Hadi,” demiş ve yerden aldığı bir buğday sapını uzatmış. “Tut bunu, seni çekeyim.”

“Hayır,” demiş Tık Tık Hanım. “Tutmayacağım, çünkü senin sözünü dinlemedim. Şimdi de senin yardımını alamam.”

“Hadi Tık Tık Hanım, biz arkadaşız, arkadaşlar zor günde birbirine yardım eder.”

“Hayır.” Tık Tık Hanım çok inatçıymış. “Ben seni hayal  kırıklığına uğrattım.”

Farenin aklına bir fikir gelmiş. “Evet, doğru söylüyorsun. Beni kızdırdın, hayal kırıklığına uğrattın. O zaman bende sana arkamı döneceğim kuyruğumu uzatacağım. Sende onu tutacaksın. Çünkü ilk tanıştığımızda söz vermiştin.”

Tık Tık Hanım farenin dediğini yapmış ve kuyruğundan tutarak göletten çıkmış.

İyi arkadaş; iyi günde de zor günde de arkadaşının yanında olur ve yardım eder. Arkadaşlık başka ne olabilir ki! Arkadaşlarımıza değer verelim.

Sonra mı? Sonra ne olmuş. Tık Hanım ile fare birlikte yeni arkadaşlar bulmak üzere ormanın içinde bir o tarafa bir bu tarafa dolaşmaya başlamışlar. Bir gün karşılarına bir ağaç çıkmış. Ulu bir çınarmış bu ağaç.

“Size bir masal anlatayım mı?” diye sormuş.

Tık Tık Hanım ve fare kafalarını sallayarak kabul etmişler. Birlikte bu ağacın dibine oturmuşlar.

“Benim adım masal ağacı, size arkadaşlığın kıymeti üzerine bir masal anlatacağım. Bir varmış bir yokmuş.”

Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir